Rojava Kimin Elinde? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Değerlendirme
Rojava, son yıllarda sadece bölgesel bir mesele olmaktan çıkıp, küresel çapta toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi evrensel sorunları tartışmak için bir referans noktası haline geldi. Rojava’nın kimin elinde olduğu sorusu, aslında birçok toplumsal grubun ve bireyin hayatını etkileyen, çok daha derin dinamiklerle bağlantılı. Bu soruya sadece askeri ya da siyasi açıdan bakmak, sorunun sadece bir kısmını anlamak olur. Çünkü Rojava, aynı zamanda bir toplum mühendisliği projesi; burada toplumsal cinsiyet eşitliği, etnik ve dini çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar ciddi şekilde biçimlendirilmeye çalışılıyor. Peki, Rojava kimin elinde ve bu durum, sokakta gördüğüm her gün insanları nasıl etkiliyor?
Rojava: Toplumsal Cinsiyet ve Çeşitlilik Arasındaki Denge
İstanbul’da sokakta yürürken, bazen etrafımda gördüğüm kadınların sesini, giyimini, duruşunu incelediğimde, aslında toplumsal cinsiyetin ne kadar etkili ve derin bir şekilde hayatı şekillendirdiğini fark ediyorum. Kadınların toplumsal yerini ve haklarını ne kadar savunabildikleri, aslında daha büyük bir yapının ve toplumsal düzenin parçası. Rojava’daki siyasi yapılanmalar ve toplumsal reformlar, tam da bu noktada önemli bir örnek sunuyor. Burada, kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik hayatta güçlü bir yer edinmesi için yıllardır büyük çabalar harcanıyor. Rojava’nın yönetimi, büyük oranda kadınların aktif bir şekilde katılım gösterdiği bir sistem üzerine kurulmuş durumda.
Bir zamanlar İstanbul’un bir semtinde, kadınların “kendi hayatlarını kurma” hakkı konusunda endişelendiğini konuşan bir grup arkadaşımdan biri, Rojava’daki kadın hareketinin gücünden bahsetmişti. “Kadınlar orada sadece evde ya da sokakta değil, orduda ve hükümette de güçlü bir yer edinmişler,” demişti. Bu durum, aslında Rojava’daki toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışının ne kadar derin olduğunu, günlük hayatın içinde ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Rojava’daki kadınların güçlü bir şekilde yönetime katılmaları, toplumsal cinsiyet eşitliği için de büyük bir adım.
Ama tabii, bu durum sadece kadınlar için geçerli değil. Rojava’daki yapılar, aynı zamanda etnik ve dini çeşitliliği de kucaklıyor. Bu çeşitliliğin korunması, toplumsal adaletin temellerinin atılması anlamına geliyor. Bu bakış açısını İstanbul’da, çeşitli mahallelerde, farklı kültürlerden gelen insanlarla kurduğum sohbetlerde gözlemliyorum. Etnik ya da dini kimlikler üzerinden oluşturulmuş ayrımlar, bazen günlük hayatın bir parçası olabiliyor. Rojava’daki çok kültürlü yapılar ise, bu çeşitliliğin bir tehdit değil, zenginlik olarak kabul edilmesini savunuyor.
Sosyal Adalet ve Güçlü Toplum: Rojava’nın Politikası
Rojava’nın sadece siyasi bir mesele olmadığını, aynı zamanda sosyal adalet ve eşitlik için bir deney alanı olduğunu düşünüyorum. Sokakta gördüğüm her bir küçük ayrıntı, aslında bana insanların sosyal adalet ve eşitlikten ne kadar uzak kaldığını hatırlatıyor. Metrobüste, sırada beklerken, bazen kadınların daha arka sıralarda yer bulabildiğini ve erkeklerin daha rahat bir şekilde öne geçtiğini görüyorum. Bu durum, hala bir kesimin sosyal eşitlik noktasında ne kadar geri kaldığını gözler önüne seriyor. Rojava’daki yönetim modeline bakınca, burada halkın ekonomik ve sosyal eşitlik temelinde birleştiğini görmek insanı umutlandırıyor. Rojava’nın elinde olan bu değerler, insanları eşitlik temelinde bir arada tutan güçlü bir yapıyı oluşturuyor.
Rojava’da, özellikle Kürt kadınlarının eşitlik mücadelesi, bu adaletin inşa edilmesinde kritik bir rol oynamış durumda. Hem cinsiyet eşitliği, hem de etnik eşitlik açısından devrimsel adımlar atılmaya çalışılıyor. Bu yaklaşım, aslında bana İstanbul’daki kendi sosyal çevremi hatırlatıyor. Örneğin, toplumsal eşitsizliğin şiddetle iç içe geçtiği bir ortamda, Rojava’nın toplumsal adalet anlayışını görmek, gerçekten de umut verici. Burada, insanlar, kimliklerine, cinsiyetlerine ya da etnik kökenlerine göre değil, insan olarak eşit haklara sahip olma çabasında.
Rojava’nın Etnik ve Kültürel Çeşitliliğe Etkisi
Rojava’da kimin elinde olduğu sorusunun başka bir boyutu da, bölgedeki etnik ve dini çeşitliliğin korunması. Hem sokakta, hem de sosyal çevremde, farklı etnik kökenlere sahip insanların yaşadığı zorlukları gözlemliyorum. İstanbul gibi çok kültürlü bir şehirde bile, bazen insanlar, etnik kimliklerinden ötürü dışlanabiliyor veya ötekileştirilebiliyor. Rojava, bu çeşitliliği zenginlik olarak görüp, birleştirici bir politika izliyor. Burada Kürtler, Araplar, Süryaniler ve diğer etnik gruplar arasında eşitlikçi bir ilişki kurulmaya çalışılıyor.
Rojava’daki bu yapı, bana zaman zaman İstanbul’daki mahallelerimizde gördüğüm etnik ayrımcılığı hatırlatıyor. Mesela, özellikle bazı mahallelerde, aynı dili konuşan insanlar arasında bile büyük bir kültürel mesafe olabiliyor. Bu gibi durumlar, sosyal uyumun ne kadar zor olduğunu ve çeşitliliğin ne kadar hassas bir konu olduğunu gösteriyor. Rojava’da ise, her kimlikten insanın eşit haklara sahip olması ve birlikte yaşaması sağlanmaya çalışılıyor. Bu da, benim için sosyal adaletin temel taşlarından biri.
Sonuç: Rojava’nın İleriye Dönük Etkileri
Rojava kimin elinde sorusu, aslında sadece askeri ya da siyasi bir mesele değil, daha çok toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından derin bir sorgulama yapmamızı sağlıyor. İstanbul gibi bir şehirde, günlük hayatta toplumsal eşitsizlikleri ve ayrımcılığı görmek, Rojava’daki sosyal adalet modellerine olan ihtiyacı bir kez daha gözler önüne seriyor. Rojava’da uygulanan toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet politikaları, bana bir umut ışığı gibi geliyor. Fakat bu umut, aynı zamanda çokça sorgulamak ve gözlemlerle desteklemek gereken bir mesele. Çünkü, her toplumun, kendi gerçekliğine uygun adalet modellerini bulması gerekiyor. Rojava, bu konuda önemli bir örnek olsa da, daha çok insana ulaşması gereken bir deneyim.