A+++ Hangi Sınıf?
Hayatımda hep bir şeyler eksikti. Belki de bu yüzden o kadar çok hayal kırıklığı yaşadım. O kadar çok umut ve beklenti vardı ki içimde, ve her seferinde biraz daha düşüşe geçiyordum. Ancak bir gün, o “A+++” ifadesi karşıma çıktı. Ve o an, birdenbire kaybolan bütün umutlarımın yerini, içinde ne kadar karmaşa barındıran, ne kadar da duygusal bir arayışla bağlı olduğumu fark ettim.
O An, O Anlar…
Bir akşam Kayseri’nin sessizliğinde, odamın köşesinde, yanımda uzun zamandır kullanmadığım defterimle otururken, düşündüm. O kadar zaman olmuştu ki, kendimi kaybetmiş gibiydim. Hayat bana hep bir şeyler vermekle birlikte, çoğu zaman beklediğim o “yıldız”ını göndermemişti. Ne öğrenci hayatım, ne de iş yaşamım bana bir A+++ verdi. Hani, hep diyoruz ya, “İyi not almalı, iyi bir iş bulmalı, mükemmel bir hayat sürmeli”, ama gerçek hep farklıydı.
Ve işte o an, bir arkadaşımın Instagram hikâyesinde “A+++” yazısını gördüm. Ne yazık ki sadece bir not sisteminden ibaret olduğunu biliyordum ama içinde kaybolduğum bu harfler ve artılarla dolu dünya, sanki bana daha büyük bir şey anlatıyordu. O an ne hissettim biliyor musunuz? Hayal kırıklığı. Çünkü aslında hep düşündüğüm gibi, her şeyin bir etiketini görmek istedim. Sonra düşündüm, gerçekten neyi ifade ediyor bu? Bu “A+++” bir insanı tanımlar mı? Bir hayatı? Gerçekten bu etiketler, ne kadar doğru bir biçimde tanımlar bizi?
A+++ Sınıfı: Hep Bir Adım Öteye
Bir gün, lise arkadaşım Eda’yla buluştuk. Beni en iyi tanıyan insanlardan biridir, belki de en çok ona açılmışım, kaybolduğumda en çok ona anlatmışım. Hâlâ birlikte güldüğümüz, hatırladığımız anılar var. Ama o gün biraz farklıydı. Eda, her zaman olduğu gibi hayatını oldukça “düzenli” yaşıyor, her şeyi en iyi şekilde yapıyordu. Ama ben? Bir şekilde en iyisini yapamadığımı hissediyordum. Eda bana, üniversite sınavından sonra aldığı “A+++” notundan bahsederken, söyledikleri bir anda aklımı kurcaladı. Evet, o not, okulda değil, bir dil kursunda almış olduğu bir başarıydı. Yani bir sınavda en yüksek puanı almıştı. Ve bana o kadar doğal bir şekilde anlatıyordu ki, bu sadece bir etiket değilmiş gibi hissediyordum.
Eda’nın “A+++” ile yaşadığı o duyguyu anlattığı sahne, beni bir anda derin bir sorgulamaya itti. “Gerçekten bu kadar önemli mi bu ‘A+++’? Ben de bunun peşinden mi koşmalıyım?” dedim içimden. Bir an için, Eda’nın o yüksek puanı, her şeyi anlamış gibi konuşması beni ürküttü. Kendimi biraz küçülmüş hissettim. Hangi sınıfa aitti ben? Nereye aitim?
Hayal Kırıklığı ve Yükselme Arzusunun Ortasında
Eda’dan sonra, gece yatağımda yalnız kalınca, “A+++” kelimeleri kafamın içinde dönüp durdu. Bir şeylerin bende eksik olduğu, başkalarının başarılarını kıyaslayarak düşündüğümde kendimi ne kadar yetersiz hissettiğimi fark ettim. Ne istiyordum aslında? Gerçekten bu “A+++” seviyesine ulaşmak mıydı? Yani her zaman mükemmel olmak, herkesin sevdiği, takdir ettiği, en iyi olan biri olmak mıydı?
Sonra, derin bir nefes aldım. Gerçekten bir puan ya da sınıf belirlemek, benim içsel değerimi belirler mi? Yoksa bu sistem, bana sadece “bir şans” tanır mı? Bunu anlamaya çalışırken, kaybolduğum noktayı buldum. O kadar zaman, sürekli olarak başkalarına göre kendimi değerlendirdim ki, sonunda kendi “A+++” seviyemi unuttum. Belki de bu “sınıf”ları kafamızda yaratıyoruz, belki de başarı ve mutluluk, bazen dışarıda değil, içimizdeki yolculukta gizli. Kendimi gerçekten tatmin edebilecek şey bu etiketler değil, o etiketlere nasıl değer yüklediğimdi.
Gerçekten Ne Kadar “A+++” Olabilirim?
Sonraki günlerde, hala o “A+++” notunun peşinden gitmenin, aslında ne kadar yanıltıcı olduğunu fark etmeye başladım. Gerçek başarı, belki de sadece o etiketi almak değil, o sınıfı hissetmekti. İnsanlar, bizi sınıflandırırken, sadece tek bir yönümüzü görürler. Oysa hayatımız, duygusal karmaşıklıklarla dolu, bir sınavdan ya da başarıdan çok daha fazlasını içeriyor. Kaybolduğumda, o kadar çok odaklandım ki dışarıdaki başarıya, içerideki huzuru unuttum.
Bir süre sonra, düşündüm ki, gerçekten bir “A+++” olmanın, dışarıdan gelen bir etiketle değil, içsel bir farkındalıkla sağlanması gerektiğini hissediyorum. Belki de her an daha iyiye gitmek, eksiklerimi görmek ve bundan korkmadan kendimi kabul etmek… Kendimi tam olarak “A+++” gibi görmek değil, belki de sadece o etiketin ne kadar kısa vadeli ve yüzeysel olduğunu anlamak.
A+++ Hangi Sınıf?
Şimdi, bu yazıyı yazarken, hala “A+++” ya da başka bir sınıfın ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Evet, bir sınavda A+++ almak belki de bir başarıyı simgeliyor ama hayatın gerçek sınavı farklı. Gerçek başarı, belki de kendini olduğun gibi kabul etmekte, hayatın sana sunduklarına da daha fazla anlam yüklemekle ilgili. Bunu içten içe kabul ettikçe, o etiketlere takılmamaya başlıyorum. Hayat, bana kendi A+++’ımı tanımam için bir fırsat sundu.
Belki de “A+++” sadece bana verilen bir sınıf değil, benim hayatta kalma biçimim, kararlarım, duygularım ve biriktiğim her anın bir yansıması. O sınıf, bu yazıyı okuyan her biriniz için de farklı olabilir. Hepimiz farklı sınıflarda, farklı boyutlarda yaşıyoruz. Ama sonuçta, kendini anlamak ve o sınıfı oluşturmak her zaman en değerli şey.
O zaman, A+++ hangi sınıf? sorusunun cevabı aslında bende saklı. Ve belki de hepimiz, farklı sınıflarda, kendimize ait olan o etiketleri bulmalıyız.