Kelsen Doğal Hukukçu mu? Kültürel Görelilik ve Kimlik Arayışında Hukukun Evrenselliği
Dünya, farklı kültürler, gelenekler ve inanç sistemleriyle örülmüş bir mozaik gibidir. Bir kültür, belirli ritüeller, semboller, akrabalık yapıları, ekonomik sistemler ve kimlik anlayışları aracılığıyla var olur. Bu kültürel çeşitliliği keşfetmek, her toplumun kendi hukuk anlayışına, etik değerlerine ve toplumsal yapısına dair derinlemesine bir farkındalık yaratmamıza olanak tanır. Bu yazıda, farklı kültürlerdeki hukuk anlayışlarını, toplumsal yapıları ve kimlik oluşumlarını ele alırken, Hans Kelsen’in hukukun doğasına dair görüşlerinin kültürel bir bakış açısıyla değerlendirilmesine odaklanacağız. Peki, Kelsen gerçekten bir doğal hukukçu muydu? Bu soruyu, kültürel görelilik ve kimlik anlayışı çerçevesinde irdeleyeceğiz.
Hukukun Evrenselliği ve Kültürel Görelilik
Birçok kültürde, hukuk ve ahlak bir toplumun temel değerlerini şekillendirir. Fakat her toplumda, hukuk normları farklı şekillerde anlaşılmakta ve uygulanmaktadır. Kültürel görelilik, bir toplumun hukukunun ve değerlerinin başka bir kültürde evrensel olarak kabul edilen doğrulardan farklı olabileceğini savunur. Hans Kelsen’in normatif teorisi, hukuku bir toplumun içindeki normlar bütünü olarak ele alırken, kültürel farklılıkları göz ardı etmeden hukukun evrenselliği ve özgünlüğü arasında bir denge kurmaya çalışmıştır.
Kelsen, “Temel Norm” (Grundnorm) kavramıyla, her hukuki düzenin, normlar hiyerarşisinin başlangıcını ve dayanak noktasını belirlemişti. Ancak, onun teorisi genellikle evrensel bir hukuk anlayışı yaratma çabası olarak okunabilir. Doğal hukuk anlayışına mesafeli duran Kelsen, hukukun toplumdan topluma farklılık gösterdiğini kabul etse de, evrensel bir yasal çerçeve arayışını sürdürmüştür.
Kelsen ve Doğal Hukuk Anlayışı
Kelsen, doğal hukukçuluğun aksine, hukukun doğasına dair tamamen toplumsal bir yaklaşım sergilemiştir. Doğal hukuk, hukukun doğasında evrensel ve değişmez ilkeler bulunduğunu savunurken, Kelsen’in normatif yaklaşımı hukuk normlarının toplumun yarattığı bir yapıyı yansıttığını öne sürer. Kelsen’in “Temel Norm”u, herhangi bir doğa yasasına dayanmaktan ziyade, toplumun hukuki yapısını oluşturan kabul edilmiş bir normdur.
Ancak, bu yaklaşım, doğal hukukçuların tüm insanlık için geçerli olduğuna inandıkları evrensel haklar ve ilkelerle örtüşmemektedir. Birçok kültürde, “doğal haklar” ve “doğal hukuk” anlayışı, her bireyin doğuştan sahip olduğu haklar çerçevesinde şekillenir. Peki, Kelsen’in yaklaşımının, doğal hukukla nasıl bir ilişkisi vardır? Kelsen, hukuku doğal haklardan bağımsız bir yapısal düzen olarak ele alırken, bu yaklaşım farklı kültürlerde hukukun nasıl algılandığını anlamada kısıtlayıcı olabilir.
Kimlik ve Hukuk: Toplumsal Normların ve Kimliklerin Etkileşimi
Her toplum, bireylerinin kimliklerini şekillendiren bir dizi kültürel ve hukuki normla varlık bulur. Bu normlar, toplumsal yapıları, gelenekleri, ekonomik ilişkileri ve ritüelleri kapsar. Kültürlerin kimlik inşasında hukuk, kimliklerin tanınması ve korunmasında önemli bir rol oynar. Kelsen’in hukuk teorisi, bu kimliklerin nasıl oluştuğu ve hukukun kimlik üzerindeki etkisini anlamada yetersiz kalabilir. Kimlik, bireylerin toplumla olan ilişkisini, rollerini ve kendi değerlerini belirleyen bir yapı olarak şekillenir.
Örneğin, bazı kültürlerde aile içindeki akrabalık yapıları, bir bireyin kimliğini hukuk aracılığıyla tanımlar. Geleneksel toplumlarda, kişinin hukuki hakları, ailenin sosyal statüsü ve toplumsal normlarla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanında, batı toplumlarında birey hakları, genellikle daha evrensel ve bireysel bir zeminde tanınır. Bu, doğal hukuk anlayışına daha yakın bir yaklaşımdır, ancak bu anlayış, bireysel hakların ve özgürlüklerin evrensel olarak kabul edilmesine dayanır.
Ritüeller ve Hukuk: Kültürel Normların Yansıması
Hukuk, sadece yazılı normlarla sınırlı kalmaz; toplumsal ritüeller, semboller ve davranış biçimleri de hukuk sisteminin bir parçasıdır. Birçok toplumda, ritüeller, hukukun uygulanması ve toplumsal düzenin sağlanmasında hayati bir rol oynar. Örneğin, Afrika’daki bazı topluluklarda, köy liderlerinin veya yaşlıların verdiği kararlar, sadece normatif bir düzen değil, aynı zamanda bir ritüel olarak kabul edilir. Bu kararlar, sosyal yapıyı ve toplumsal kimliği pekiştiren birer sembol haline gelir.
Kelsen’in teorisi, ritüelistik hukukun varlığını göz ardı etmez; ancak onun bakış açısına göre, bu tür normlar genellikle formalize edilmemiş ve toplumsal yapıların dışında kabul edilen normlardır. Öte yandan, doğal hukukçular, ritüellerin hukukun bir parçası olduğunu ve bireylerin kimliklerini biçimlendiren etkileşimlerde önemli bir rol oynadığını savunabilirler.
Kültürlerarası Hukuk Anlayışları: Bir Saha Çalışması Örneği
Bir saha çalışmasında, Güneydoğu Asya’da bir etnik grup üzerinde yapılan gözlemler, hukukun ve kimliğin nasıl iç içe geçtiğini gösterir. Bu toplumda, kişilerin hakları, sadece yazılı yasalarla değil, aynı zamanda toplumsal bağlarla, akrabalık ilişkileriyle ve ritüellerle belirlenir. Bu etnik grup, hukuk sistemlerini dini inançlarla da birleştirir, böylece hukuk ve kimlik birbirine sıkı sıkıya bağlı hale gelir.
Kelsen’in teorisi bu tür toplumlarda geçerliliğini yitirir. Çünkü Kelsen, hukukun toplumun yapılarına ve kültürel bağlamına göre şekillenen bir şey olduğunu kabul etse de, onun önerdiği evrensel normlar bu tür yerel ve kültürel bağlamlarda uygulanabilir olmayabilir. Bunun yerine, bu toplumlar kendi normatif yapıları ve değerleri doğrultusunda hukuku yaratırlar.
Sonuç: Kelsen’in Doğal Hukukçuluğa Mesafesi
Kelsen’in teorisi, doğal hukuk anlayışından farklıdır. Ancak, onun bakış açısını anlamak, kültürel göreliliği ve kimlik oluşumunu anlamamıza yardımcı olabilir. Hukuk, her toplumun kültürel ve sosyal yapısıyla şekillenir. Kelsen, hukukun evrensel bir yapısal çerçeve olduğunu savunsa da, kültürel farklılıkları ve kimlik oluşumlarını göz ardı etmeden evrensel bir hukuk anlayışına ulaşmanın zor olduğunu kabul etmiştir.
Bu yazı, farklı kültürlerin hukuk anlayışlarının, ritüellerinin, sembollerinin ve kimliklerinin nasıl bir arada var olduğunu keşfederken, Kelsen’in teorisini kültürel görelilik ve kimlik kavramlarıyla bağdaştırarak ele almayı amaçlamıştır. Her toplum, kendi değerleri ve normları doğrultusunda hukuk yaratırken, bu normlar kimlik inşasında önemli bir rol oynar. Kelsen’in teorisi, evrensel bir hukuk anlayışı peşinde koşarken, kültürlerin çeşitliliğine dair daha derin bir anlayış geliştirmemize yardımcı olabilir.